UNESCO DÜNYA MİRASI – Göbekli Tepe

0
24
Görüntüleme

Şanlıurfa’nın yaklaşık 15 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Göbekli Tepe, dünyanın şu ana kadar bulunmuş en eski tapınakları olduğu zannedilen 20 civarı yapı barındırıyor. 2018’in Troya Yılı olarak turizmde başarılı sonuçları üzerine 2019 yılı da Göbekli Tepe Yılı olarak ilan edildi. 2011 senesinde UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Göbekli Tepe, 2018 yılı temmuz ayında kalıcı listeye dahil edildi.
Arkeolojik olarak Neolitik A dönemine (M.Ö 9.600 – M.Ö 7.300 yılları) ait olan Göbekli Tepe’de, bir tepe üzerine inşa edilmiş çapları 10 ila 20 metre arasında değişen çok sayıda dairesel planlı yapı bulunur.
Yapıların ortasında ve çevresinde insan betimlemesi olduğu düşünülen T biçimli sütun taşlar bulunur. Yaklaşık 20 adet olduğu tespit edilen yapılardan henüz çoğu gün ışığına çıkarılmamış olsa da yapıldığı dönemde insanlığın yaşam tarzı ile alakalı kabulleri altüst ettiği için büyük yankı uyandırmıştır. Göbekli Tepe’nin tarihlendiği dönem olan Cilalı Taş Devri veya Yeni Taş Devri olarak da adlandırılan Neolitik Dönem, uzun bir süreyi kapsayan Taş Devri’nin Paleolitik (Kaba Taş Devri, Yontma Taş Devri) ve Mezolitik (Orta Taş Devri) devirlerinden sonra gelen yaklaşık 4 000 senelik bir dönemdir.

Göbekli Tepe’de bulunan yapılar 3 temel zamansal katmanı işaret etmektedir. En eski katman olan 3. Katman M.Ö 10. Bin yılına aittir. Bu dönemde yapılar dairesel formda ve orta T sütunlar 4-6 metre boylarındadır. M.Ö 9. Bin yıl döneminde tarihlenen 2. Katmanda ise yapılar daha küçük ve dikdörtgen formlu, T sütunlar ise çok daha kısadır. Bu dönemde T biçimli dikilitaşların yüksekliği çoğu yerde 1,5 metreye kadar düşmektedir.

Göbekli Tepe, 12 000 senelik bir soru işareti

Yapılış ve kullanım amaçlarıyla ilgili hala bir çok cevapsız soru barındıran Göbekli Tepe’deki en eskisi günümüzden yaklaşık 11.600 yıl öncesine tarihlenen binaların o dönem insanlarının tapınma ve buluşma noktaları olduğu düşünülüyor. İnsanların avcı toplayıcı ve göçebe yaşam tarzına sahip olduğu ve kalıcı yapılar inşa etmediği bir dönemde, yapımı yıllarca sürmüş ve bin sene boyunca da kullanıldığı tespit edilen böyle bir toplanma merkezinin olması o dönem insanları ile alakalı tanımlamaların yeniden gözden geçirilmesine yol açtı. Yazı öncesi bir dönem olması sebebiyle yapılış amacı ve kullanım biçimiyle ilgili yazılı herhangi bir kalıntı yoktur. Göbekli Tepe’de bulunan yapılar bin yıl kullanıldıktan sonra insanlarca bilinmeyen bir sebeple bütünüyle gömüldüğünden bu güne kadar çok iyi bir biçimde korunmuştur.

Göbekli Tepe’nin keşfi ve Klaus Schmidt

İlk olarak 1963 senesinde İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesinin ortak yürütmüş olduğu bir çalışmaya konu olan Göbekli Tepe uzun seneler pek önemsenmemiş. 1983 senesinde bir çiftçinin tarlasını sürerken bu bölgede bulduğu bir taşı müzeye götürmesi de yine arkeologların ilgisini çekmeye yetmemiş. Ancak ilk keşfinden 32 yıl sonra 1995 senesinde Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün girişimleri ile Alman arkeolog Prof. Klaus Schmidt danışmanlığında ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü ortaklığında başlatılan kazılarda bir tepe üzerine inşa edilmiş çok sayıda dairesel ve spiral biçimli yapı keşfedildi. 2003 senesinden itibaren Göbekli Tepe’de kazı başkanlığı görevini yürüten Prof. Klaus Schmidt, 2014 senesindeki ölümüne dek bu tarihi öneme sahip binaların ortaya çıkarılması, dünyaya duyurulması ve korunmasına yönelik çok büyük katkılar sağlamıştır.

Göbekli Tepe’deki yapılar

Göbekli Tepe’de bulunan dairesel binaların yapılma amaçları ne olursa olsun kalabalık insan gruplarının toplanıp vakit geçirdiği bir çeşit tören alanı olduklarına inanılıyor. Her yapı bulunuş sırasına göre alfabetik olarak bir harf ile adlandırılıyor. Çevresi 10-12 adet T biçimli sütun ile çevrelenmiş ve işlevi itibari ile tapınak olarak nitelendirilebilecek bu binaların merkezlerinde ise daha büyük boyutlarda, karşılıklı duran iki adet T biçimli sütun bulunur. Boyları 3 ile 6 metre arasında değişen bu T biçimli sütunların ağırlıklarının da 40 ila 60 ton arasında olduğu tahmin ediliyor.
Sütunların üstünde bulunan el, kol, kemer ve elbise kabartmaları sebebiyle bunların yüz yüze bakan insan tasvirleri olduğu düşünülüyor.
Göbekli Tepe’deki bu sütunlar üzerine ayrıca çeşitli semboller, kafasız insan ve hayvan tasvirleri de işlenmiş. Kurt kafası, yaban domuzu, turna, boğa, yaban ördeği, leylek, tilki, yılan, akrep, yabani koyun, aslan ve örümceklerin tasvir edildiği bu kabartmaların içinde en sık görülen hayvan tasvirleri ise boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna ve yaban ördekleri. İşlemelerin dışında sütunların üstünde farklı büyüklükte üç boyutlu kabartma heykeller de bulunur. Bunların en görkemlisi sütundan aşağı inen formda yapılmış bir aslan kabartmasıdır. Hayvan betimlemelerinin dışında, Göbekli Tepe’deki T biçimli sütunların üstünde H, halka ve U biçiminde pek çok sembole de rastlanmıştır. Buradaki bir çok motif ve sembolün çevre bölgelerdeki Neolitik döneme ait diğer arkeolojik sit alanlarında da görülüyor olması ortak bir inanış sistemi, mitoloji ve ikonografiye sahip çok geniş bir topluluğun varlığını gösteriyor olabilir.
Göbekli Tepe’deki kazılarda ortaya çıkan yabani türlere ait çok sayıda hayvan kemiği ile hacmi 160 litreye ulaşan ve kalıntı analizleri sonucu içinde bira türü bir alkollü içki bulunduğu anlaşılan kireç taşı kaplar burada büyük şenliklerin düzenlendiğine işaret etmektedir. Arkeologlar Göbekli Tepe’nin 200 kilometre çapında bir avlanma havzasındaki avcı gruplarının düzenli buluşma ve takas alanı olduğunu düşünüyor. Bölgedeki dairesel binaların içinde zaman içerisinde yapılan tamir ve değişiklikler buradaki faaliyetlerin düzenli şekilde devam ettiği izlenimi yaratıyor. Henüz tam olarak ne amaçla inşa edildiği ve kullanıldığı anlaşılamasa da Göbekli Tepe çevresinde hemen hiç insan kemiği bulunmaması buranın bir yerleşim alanı olmadığını gösteriyor.
Göbekli Tepe’deki buluntular arasında insan olsun hayvan olsun cinsiyeti belli tüm figürler erkek olarak betimlenmiştir. Sadece tek bir taş üstünde, çok daha sonradan eklendiği belli olan bir kadın grafiti motifi bulunur. Bu durum Göbekli Tepe’nin erkek avcıların toplandığı bir yer olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir.

Göbekli Tepe, bugüne dek kabul gören teori olan insanların tarıma başlaması ile yerleşik hayata geçişin esasında tersinin de mümkün olabileceğini gösteriyor. Prof. Klaus Schmidt, avcı ve toplayıcı toplulukların Göbekli Tepe benzeri merkezlerde daimi olarak bir araya gelmelerinin neticesinde yerleşik hayata geçildiğini ve düzenli tarımsal üretimin başladığını öne sürüyor. Yapımı için çok kalabalık bir insan gücüne ihtiyaç duyulan Göbekli Tepe’deki binaların seneler sürmüş inşaatı sırasında insanların beslenmesi için av ve toplama besin kaynakları yetersiz kaldığından tarımsal çalışmalar yapılmış olması, sonrasında ise törenler için toplanan kalabalıkların beslenmesi ve büyük çaplı içki üretimi için de yine aynı yöntemle üretimin sürdürülmesi muhtemeldir. Yine de Göbekli Tepe’de evcilleştirilmiş bitki ve hayvan türlerine ait kalıntılar bulunamamıştır. Bulunan çok sayıda çakmak taşı alet ise arkeologlar tarafından burada taş alet yapım faaliyetleri gerçekleştirildiği biçiminde yorumlanmaktadır.

Göbekli Tepe’nin yapımı

Göbekli Tepe’nin etrafında bulunan kayalık arazilerde yapılan araştırmalar sonucu bulunan negatif izler, taş aletler, yarım bırakılmış çalışma izleri ve bir adet kırılmış T biçimli dikilitaş, taşların nereden taşındığı ve nasıl kesilip yontulduğu ile alakalı ipuçları vermektedir. Taşların kesilip işlenmesi, taşınması ve yerlerine yerleştirilmesi için ne kadar işgücü gerekli olduğuna dair hesaplamalar henüz tamamlanmamış olsa da yüzlerce insanın idare edildiği düzenli bir çalışma sistemi ve hiyerarşik yapılanmanın olması gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu kadar erken bir döneme ait böyle yapılanmalar arkeolojik ve antropolojik açıdan şaşırtıcıdır. Taştan yontulmuş ilkel el aletlerinden diğer bir aletin olmadığı bu dönemde Göbekli Tepe’de bulunan tonlarca ağırlıktaki sütunların nasıl kesilip, taşındığı ve dikildiği henüz bilinmiyor.
Göbekli Tepe’nin bin senelik bir kullanımın ardından çevresindeki toprakla doldurularak kapatılmasının nedenlerine dair geçerli bir teori bulunmamakla birlikte dairesel binaların içini dolduran toprak tabakasının kireç taşı döküntüsü, heykel ve taş alet parçaları ile hayvan kemiğinden oluşan homojen yapısı ve bir çok dairenin doldurulmadan önce temizlenmiş olması bu düşünceyi desteklemektedir.
UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi‘ne kabul edilmesiyle bilinirliği artan ve dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından bir olarak kabul gören Göbekli Tepe hem Türkiye hem dünyadan yoğun ilgi görmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz