Stockholm Sendromu

0
89
Görüntüleme

Stockholm Sendromu Suçluya Karşı Pozitif Duygular Besleyen Rehinelerin Krizi
İlginç dinamikleri içerisinde barındıran bir durum.

Stockholm Sendromu

23 Ağustos 1973 sabahında saat tam 10:10’da Stockholm’da bulunan Kreditbanken isimli bankaya siyah gözlükler ve siyah bir peruk takan garip bir adam girdi. Bu adam sağa sola ateş etmeye başlayıp, tehditler savuruyordu. “Parti başlasın.” diye naralar atan bu adama bir kaç dakika sonra diğerleri de katıldı. Soyguncular yanlarında patlayıcı özelliği olan maddeler ve silahlar getirmişlerdi. 4 kadını rehin aldılar, diğer çalışanlar ve müşterilere de gitmeleri için 5 dakika verdiler. Hepsi kaçtı. Tam 6 gün.. 6 gün boyunca rehin tutuldu bu 4 kişi. Polis olay yerine geldiğinde uzun süren görüşmeler hiçbir fayda sağlamayacaktı. Büyük bir direnişle karşılaşan polisler, farklı yollar üzerine toplantı üzerine toplantı yapıyordu. Bir şekilde soyguncularla tekrar iletişim kuran polisler ceza evinde bir arkadaşlarının olduğunu, o kişinin derhal yanlarına getirilmesini istediklerinden bahsettiler.

Soyguncular yalnızca bunu istemekle kalmamıştı. Bir de bu arkadaşlarının bir spor arabayla kapının önünde beklemesini istiyorlardı. Polisler hızla soyguncuların isteklerini yerine getirirler. Ancak bir sorun vardır, o da polis ablukasının banka önünde devam etmesiydi. Ablukanın kaldırılmasını talep eden soyguncular daha sonra tüm rehineleri bırakacaklarını belirttiler. Tabii ki polis bu talebi reddetmiştir. Ancak gergin bekleyiş tüm hızıyla devam ediyordu. Tüm gazeteler, ulusal radyo ve televizyon kuruluşları olayı canlı olarak yayınlıyorlardı. Dışarıda bunlar olurken, içeride oldukça farklı durumlar gelişiyordu. Buraya kadar alışılmış bir soygun gibi gözüken olay sonraki zamanlarda ciddi şekilde bilimsel ve sosyolojik tespitlere konu olacaktı.

İçerideki Olaylar..

6 gün boyunca aynı ortamda kalan rehineler ve soyguncular arasında enteresandır ki karşılıklı konuşmalar hatta yakınlaşmalar başlar. Rehineler bu durumun neticesinde soyguncuların kendilerine zarar vermeyeceklerini onların yalnızca buradan çıkıp gitmek istediklerine inanır duruma gelmişlerdir. İçerideki 4 rehine için bu soyguncular esasında iyi bir insan izlenimi yaratmaya başlamıştır. Asıl suç ise polisteydi. Onlar izin verselerdi. Soyguncular derhal ortamı terk edeceklerdi. Soyguncular da rehineler ile basının konuşmasını istediler. Amaçları toplumun baskısı ile ablukanın kalkmasıdır.

Rehineler ne yaptıysa olmaz, polis asla bu duruma girişmez. Neyse işin sonunda yaklaşık 130 saat sonra polisler gaz bombaları ve timler ile içeri girerler. Ve soygun sona erdirilir. İşte tam bu noktada çok garip bir olay yaşanmıştır. Rehineler de soyguncular ile beraber polise direniş gerçekleştirirler. Peki bu kadar mı? Hayır tabi ki de

Dava süreci başladığında soyguncuların aleyhinde tek bir kelime bile söylemeyen rehineler tuhaf hareketlerine bir yenisini daha eklerler. Aralarında para toplayıp soygunculara iyi bir avukat tutarlar. Peki bitti mi? Hayır.. Soyguncular seneler sonra hapisten çıktıklarında ailecek onlarla görüşmeye devam ederler. İşte bu noktada bu durumun sebebini çözmeye çalışan sosyologlar ve bilim adamları şöyle bir kavram ortaya atar. “Stockholm Sendromu”

FBI araştırmalarına göreyse adam kaçırma ve rehin alma olaylarının %27 sinde rehineler üzerinde bu ”stockholm sendromu” etkisini göstermektedir.En çok savaş esirleri, rehineler ya da aile içi şiddet mağdurlarında görülen bu stockholm sendromu’nun sebebi insanoğlunun hayatta kalma içgüdüsüdür. Sendrom genellikle şu biçimde gelişir: önce dış dünyadan bütünüyle soyutlanmış durumdaki kurban, kendine baskı yapan insanın şiddet eğilimlerini fark eder, onun kendini öldürebileceğini hisseder ve bu ölüm korkusu arttıkça hayatta kalma isteği de paralel olarak artar. Zorbanın karşısında giderek zayıf düşen kurban, onun en küçük iyiliğini bile gözünde büyütüp minnet duygusuyla dolar.Bir süre sonra kendisini zorbanın yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, ona karşı hoş duygular göstermeye; yaptıklarına hak vermeye başlar.Baskı gösterene kendisini yakın hisseder ve ondan kendine bir zarar gelmeyeceği hissiyle kendisini rahatlatır. Kurban sonunda sahibi olduğu tek olumlu ilişkisinin zorba ile aralarındaki ilişki olduğunu düşünerek bu ilişkiyi kaybetmemek adına elinden geleni yapar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz