Kötü Hissettiğiniz İçin Kendinizi Suçlamayın

0
354
Görüntüleme

Giderek daha aşina hale geldiğimiz bir sözcük olan ve “mindfulness” olarak da bilinen bilinçli farkındalık, dikkati mevcut andaki tecrübeye (ortamda bulunan bir şey, bir düşünce ya da duygu) yöneltmeyi ifade ediyor. Bu insanın zihninde olup bitenlerin farkına varmasına yardım ediyor ve bu farkındalık insanın kendini neden keyifsiz hissettiğini görmesine olanak tanıyabiliyor. Ve yalnızca bu sebebi bilmek bile insanın kendini çok daha iyi hissetmesini sağlayabiliyor. Bununla beraber, bilinçli farkındalık keyifsizlik ve üzgünlük halini bir anda iyileştiren bir şey değil ve internette söylenenler gibi yalnızca rahatsızlık verici olduğu bir duygunun bilinçli olarak farkına varılması genelde onun bir anda yok olmasını sağlamıyor.

Üzücü duygular hayatlarımızın o anındaki sorunlarına ve şartlarına dayalı olarak aklımızda beliriyor ve biz bunların ne zaman ortaya çıkacağını kontrol edemiyoruz. Ve bunlar ortaya çıktığında, biz zaten zor olan bir duruma bir de kendimizi olumsuz bir biçimde yargılamayı ekleyerek işleri daha da kötüleştirme eğiliminde oluyoruz. Bu olumsuz yargılamayı yapan bizim içsel eleştirmenimiz oluyor.

İçsel eleştirmenimiz bizim duygulara nasıl tepki vereceğimizi yönetebiliyor ve, “Üzgün değil, mutlu hisset,” veya “Endişelenmeyi bırak,” gibi emirler verebiliyor ancak biz bir süreliğine aklımıza hangi düşüncelerin veya duyguların yerleşeceğini kontrol edemeyebiliyoruz. Bunun nedeni, aklımıza gelen şeylerin bizim geçmiş deneyimlerimize ve hayatlarımız hakkında kendimize anlattığımız hikayelere dayanması. Biz bir hikayenin içinde yaşıyoruz ve bizim hikayelerimiz genelde bolca “yapmalıyım” ve “yapmamalıyım” fikrini içeriyor; yani o içsel eleştirmenin vermiş olduğu “Şu şekilde hissetmeliyim”, “Bu şekilde hissetmemeliyim” gibi emirleri.

Kendinize Şefkat Gösterin

Üzücü, can sıkıcı bir duygu ortaya çıktığında, genelde kendimize bu biçimde hissetmememiz gerektiğini söylemek işe yaramıyor. Eğer üzgünlük veya endişe hissi var ise, o var oluyor. Evet, acı veren, üzen duygunun farkına varmak fayda sağlayabiliyor. Ama otomatik şekilde onu ortadan kaldırmıyor.

Bu durumda, üzücü, endişe verici veya stres yaratan duyguları yok olmaya zorlamak yerine, bunlara eşlik eden zihinsel acı için kendimize şefkat ve merhametle yaklaşmak gerekmektedir.

Yani, eğer kendinizi üzgün veya endişeli hissediyorsanız, kendinizi yargılamadan üzgün veya endişeli olun ancak bu durumda kendinize şefkat gösterin. Diğer bir deyişle, kendinizi kötü hissettiğinizde, bu biçimde hissettiğiniz için kendinizi suçlamak yerine kendinizi rahatlatın ve teselli edin. Çünkü kendinizi suçlamak, yalnızca kendinizi kötü hissetmenin neticesi olarak zaten hissetmekte olduğunuz ıstıraba ikinci bir ıstırap katmanı ekliyor.

Bu duygular ortaya çıktığında, onları zihninizden atmaya çalışmak yerine kendinize şefkat ve anlayış göstermek bu duyguları yönetilebilir hale getiriyor. Bu sayede, insan bu duygular geçene kadar sabırlı bir biçimde bekleyebiliyor çünkü tüm duygular ve düşünceler nihayetinde aklımızdan çıkıp gidiyor.

Zihninize belirli bir biçimde düşünmeyi veya hissetmeyi emredemezsiniz. Eğer bunu yapabilseydiniz, zihninize sizi rahatsız eden şeylerin hiçbirini asla düşünmemeyi ve asla acı verici duygular deneyimlememeyi emrederdiniz. Dolayısıyla, o üzücü duyguları rahat ve oluruna bırakmanın size fayda edip etmediğine bakın ve bunları hissettiğiniz süreçte kendinizle şefkatli bir biçimde konuşun.