İklim Değişikliği Ve Salgınlar

0
245
Görüntüleme

Covid-19 krizi dünyanın global bir krize ne kadar hazırlıksız olduğunu çok acı bir biçimde gözler önüne sermiştir. İklim değişikliği, gelişimi Covid-19 kadar hızlı olmasa da etkisi çok daha ciddi sonuçlara yol açacak bir insanlık sorunudur ve bilim adamları tarafından senelerdir uyarılar yapılsa da etkili eylem konusunda maalesef yeteri kadar mesafe alınamamıştır.
2015 senesinde bir çok ülkenin imzaladığı Paris Anlaşması çerçevesinde iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin engellenebilmesi için global ortalama sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme göre en fazla 1,5°C olması hedeflenmiştir. Halihazırda bu 1,5°C’lik sınırın yaklaşık 1°C’lik kısmına ulaşılmış durumdadır.

Covid-19 salgını ile beraber iklim değişikliği krizi ikinci plana atılmış gibi gözükse de, iklim değişikliğini tetikleyen karbon emisyonlarının hızlı bir biçimde önüne geçilmez ise Covid-19’a benzer salgın hastalıkların ortaya çıkışı da hızlanacaktır. Zira iklim değişikliğiyle salgın hastalıklar arasında ciddi bir ilişki mevcuttur. Küresel sıcaklıklar arttıkça insanların ve salgın hastalıkların kaynağı olan vahşi hayvanların yaşam alanları birbirine karışmaya başlamaktadır. İklim değişikliğinin etkileri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bir hayli yakından izlenmektedir. Özellikle sıtma ve deng humması hastalıkları üstünde yapılan araştırmalar, global sıcaklıklarda gerçekleşecek 2 ilâ 3 santigratlık (3°C) bir artışın sıtma kapma riski altındaki insan sayısını %3 ile %5 arasında artıracağını göstermektedir. Bu değerler, sıtma kapma riski bulunan insan sayısının birkaç yüz milyon olduğu manasına gelmektedir. Böyle bir felâket ihtimalinin ortaya çıkması durumunda, halihazırda salgından etkilenen bölgeler deki “salgın etkinlik süreleri” de artacaktır.1

Küresel iklim değişikliğinin en büyük yıkıcı etkilerinden birisi de su kıtlıkları olacaktır. Günümüzde taze su açısından hassas olan bölgeler de yaşanmaya başlanmış olan bu problem, nüfus artışı ve özellikle gelişen teknolojiyi teknolojiyi ülkelerdeki ekonomik büyüme ihtiyacı neticesinde katlanarak büyümektedir. İlave olarak iklim değişikliğinin global çapta göçler üstünde de ciddi etkileri olduğu bilinmektedir.2 Ekonomik büyüme, nüfus artışı, göçler ve kentleşmenin aşırı artışı ile hem salgın hastalıklar daha fazla görülebilecek, hem de su kıtlığı yüzünden hijyene ve sağlık hizmetlerine erişimde büyük sıkıntılar yaşanmaya başlanacaktır. Tüm bunlar, sadece toplum sağlığı perspektifinden bakıldığında bile, önüne geçilememesi durumunda iklim değişikliğinin insanlık için bir hayli yıkıcı etkileri olabileceğini gayet açık biçimde gözler önüne sermektedir.

  • Covid-19 Salgınının İklim Değişikliği Üzerindeki Etkileri

Salgının global ekonomiyi durma noktasına getirdiği bu dönemde bile karbon emisyonları iklim değişikliğiyle mücadele için istenilen seviyeye düşürülebilmiş değildir. 2020 senesinde sera gazı emisyonlarının %5’in üstünde azalacağı öngörülmektedir, ancak bu değer Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından belirlenen 1,5°C’lik sıcaklık artışı sınırının altında kalabilmek için önümüzdeki 10 sene boyunca her sene ulaşılması gerekli olan %7,6’lık azaltım değerinin bir hayli altındadır.3 Yaklaşık 4 milyar insanın bir biçimde karantina altında olduğu günlerde bile sera gazı emisyonlarındaki düşüşün bu denli sınırlı kalmasının en büyük sebebi, fosil yakıtların global enerji arzında hâlâ çok önemli bir paya sahip olmasıdır.

Diğer yandan, salgın sonrası normalleşme döneminde atılacak agresif adımların iklim değişikliği üstünde ciddi olumsuz etkiler yaratarak salgından korunma sürecinde yaşanan pozitif ivmeyi tersine çevirebileceği de ihtimaller arasındadır. Rob Jackson; Covid-19 krizi global karbon emisyonlarında geçici bir düşüşe yol açmış olsa da global ekonominin çökmesi durumunda daha az üretim yapılacağı için iklim faaliyetlerinin yavaşlayabileceğini, bunun neticesinde da şirketlerin çevre-dostu politikaları erteleyebileceklerini ve hatta iptal edebileceklerini ifade etmektedir.4

Şirketler ve ekonomiler; öngörülebilir risklerin başında gelen ve ekstrem hava olayları, çevre felâketleri, global göç hareketleri, su kıtlığı, tarımsal verimlilik düşüşleri vb. pek çok riski yanı sıra getiren iklim değişikliğine hazırlık anlamında da büyük ölçüde sınıfta kalmaktadır. İkim değişikliği kaynaklı çevresel etkiler arttıkça, iklim senaryolarını risk yönetimi süreçlerine entegre etmeyen şirketlerin orta ve uzun sürede sürdürülebilirlik ve rekabet problemleri yaşamaları kaçınılmazdır. Örneğin; üretim için taze su ihtiyacı yüksek olan ve uzun sürede su kıtlığı açısından yüksek riskli bölgeler de yer alan üretim tesisleri, hem kaynak kıtlığı açısından hem de sosyal tepkiler açısından sıkıntılar yaşayacaklardır.

İklim değişikliği krizi, Covid-19 salgınına benzer şekilde insanlık için yıkıcı etkileri olacak bir global kriz olarak gelişmektedir. Fakat iklim krizi Covid-19 krizinden farklı olarak ne kısa sürede çözülebilecek, ne de etkileri kısa bir dönem ile sınırlı kalacaktır. Beraberinde hem çevresel hem de sosyal bir sürü farklı krizi getirecek olan iklim değişikliği için global eylem ihtiyacı günden güne daha da önem kazanmaktadır.

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında koordineli, ahenkli, tutarlı ve birbirini tamamlayan adımların henüz atılamamış olması, insanlığın durumun ciddiyetini yeteri kadar iyi anlayamadığına işaret etmektedir. İnsanlığın esenliği, global ve ulusal düzeylerde ekonominin etkin işlemesi için iklim değişikliğiyle mücadele alanında etkin politikaların hayata geçirilmesi ve ortak olarak çabaların artırılması gerekiyor. Bu salgınının, iklim değişikliği ilk sırada olmak üzere global krizlere yönelik risk yönetimi mekanizmalarının geliştirilmesinde uyarıcı bir rol oynayabileceği değerlendirilmektedir. Covid-19 krizinden çıkarılacak dersler, yeni global krizlerin tekrarlanmaması için önlemler almaya aracılık edebilecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz