Dünyanın En Ünlü Şehir Simgeleri ve Hikayeleri

0
162
Görüntüleme

Bu aralar “turist gibi gezmemenin” moda haline dönüştüğünü biliyoruz. Doğruya doğru, biz de lokal olanı keşfetmekten daha büyük bir haz duyuyoruz, çünkü o zaman gerçekten bir şey “keşfetmiş” gibi hissediyoruz. Ancak bu demek değil ki turistik yerleri görme işini bir kenara bırakıyoruz. Hal böyle olunca, gittiğimiz şehirlerin en ikonik, en popüler yapılarını da gözden kaçırmamaya çalışmaktayız. (Zaten genelde şehir sizi oraya gitmeye zorluyor) Aşağıda göreceğiniz üzere bu simgelerden bazılarına ayar oluyor, bazılarına bakmalara doyamıyor, bazılarını ise hikayesini okuduktan sonra daha anlamlı bulmaya başlıyoruz. Hazır bu tip bir araştırmaya girmişken sizinle de dünyanın en popüler şehir simgelerinin hikayelerini paylaşalım, sizler için de bir anlam ifade etsinler istedik, buyursunlar efenim, karşınızda Dünyanın En Ünlü Şehir Simgeleri ve Hikayeleri.

eiffel kulesi yapılışı
1. Paris – Eiffel Kulesi

Artık romantizmle özdeşleşmesinden, Fransızların asla İngilizce konuşmamasından dem vurulmasından ya da Laduree’nin önünde fotoğraf çektiren kırmızı bereli kızlarımızdan sıkıntı bastığına göre, en azından bir diğer Paris klişesi olan Eiffel Kulesi’ne daha anlamlı bakmanın zamanı geldi. Şu anda önünde sarmaş dolaş fotoğraf çektirmeyen çiftlerin özenle dövüldüğü kule, hâlbuki pek de romantik bir hikayeye sahip değil tabi.

Bundan tam 126 sene önce tamamlanan ve günümüzde senede 7 milyona yakın ziyaretçi çeken bu turist magneti, Gustave Eiffel’in firması tarafından Fransız İhtilali’nin 100. Yılı kutlamaları dahilinde şehirde düzenlenen bir fuarın giriş kapısı olması hedefiyle inşa edilmiş. 324 metre uzunluğundaki kulenin yapım aşamasındaki masrafları tahmin edilenden 1 milyon Frank(çık) daha yukarıda çıkınca büyük bir panik yaşanmış, ancak ilk 5 ay içerisinde 1,9 milyon kişi tarafından ziyaret edilince masrafların büyük bir bölümü da karşılanmış olmuş. Bu arada, yukarıda Gustave Eiffel’in “firması tarafından” vurgusunu yapmış olmamızın bir nedeni var, çünkü günümüzde yapının mimarı da Mösyö Eiffel olarak bilinmesine rağmen pek çok kaynakta da tasarlayan kişinin o olmadığı iddiaları yer almakta.

Sizi küçük sürprizlerle şaşırtalım: Eiffel Kulesi, açılış tarihinden beri neredeyse 250 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Biraz da tarihi bilgi verelim: 2. Dünya Savaşı döneminde, Nazi istilası sürecinde kulenin asansörünün kabloları kesilerek Nazi sembolü “Swatiska’nın” kulenin tepesine yerleştirilmesi önlenmeye çalışılmış. Asansör olmayınca 1665 basamağı çıkacak kadar akıllarını kaçırmışlar mıydı, onu biz de bilemiyoruz.

Biraz da manyaklaşalım: 2008 yılında “obje fetişisti” olan bir kadın, resmi olarak Eiffel Kulesi ile evlenmiş ve müstakbel kocası için soyadını La Tour Eiffel olarak değiştirmiş.

Daha çok Paris isterseniz Paris Gezi Rehberimize de bekleriz.

Özgürlük Anıtı
2. New York City – Özgürlük Anıtı 

Özgürlük Anıtı ya da orijinal adı ile Statue of Liberty, New York’a giden her turistin görmeyi görev bellediği, karşı konulamaz bir havaya sahip. Daha önce potansiyel turistler olarak türlü türlü filmde yıkıldığını, devrildiğini, yandığını, uzaylılar Dünya’ya saldırdı mı ilk darbe alan yerin burası olduğunu gördüğümüzden midir bilinmez, kendisiyle bir bağımız da meydana gelmiş durumda, haliyle gittiniz mi görmeden, yamacına gitmeden edemiyorsunuz. Tipik bir Amerikalıya sorsanız “gitmesen de olur DUDE” cevabını alma ihtimaliniz çok yüksek, açıkçası bize sorsanız da uzaktan görmek yetiyor da artıyor bile, ama yine de hikayesini es geçmek olmazdı. Yılda 4 milyon kişi yanılıyor olamaz!

Frederic Bartholdi tarafından tasarlanan ve kaidesi bile beraber 93 metre uzunluğuna ulaşan heykelin yapımından, yukarıda “senin için şöyle böyle diyorlar Gustave’cığım” diye atıp tuttuğumuz Gustave Eiffel de eksik kalmamış ve Fransa’nın Amerika’ya hediyesi olarak verilmiş. Roma mitolojisinde yer alan özgürlük tanrıçası Libertas’tan esinlenilerek yapılan heykelin tacındaki 7 sivri uç, 7 kıtayı temsil ediyor ve elinde, üzerine Amerika Bağımsızlık Bildirgesi’nin tarihinin yazdığı bir tablet tutuyor.

Tarihi bilgi: Anıt, 19. Yüzyılın ortalarından itibaren özellikle göçmenler için bambaşka bir anlam ifade etmeye başlamış, çünkü o dönemde yaklaşık 9 milyon kişinin göç ettiği Amerika’ya yaklaşıldığında göçmenlerin hedefe ulaşmayı başardıklarını fark etmelerini sağlamakta olan ilk simge tabi ki Özgürlük Anıtı’ymış.

Hüzünlü bir şeyler: Şu ana dek anıtın tepesinden kendini atan ve intihar girişimi beklediği yönde sonuçlanan 3 kişi var.

kolezyum roma

3. Roma- Kolezyum

Dünyanın en popüler şehir simgeleri listemizin en iddialı, en “yiyorsa laf edin” yapılarından biri olan Colosseum, Roma’nın hatta komple İtalya’nın en önemli simgesi durumunda. Hakkında onlarca efsane, onlarca hikaye var ancak biz onları hiç karıştırmadan öncelikli olarak gerçek yapılış amacını ve tarihini şöyle bir anlatalım istiyoruz.

Kolezyum’un tarihi pek eskilere, M.Ö 72-80 seneleri arasında kadar dayanıyor. Aslında pek çok film ve romandan da bildiğiniz gibi, o dönemde var olan gladyatörlerin savaşması, hayvanların dövüştürülmesi, çeşitli infazların, halka yönelik gösterilerin gerçekleşmesi ve toplumun bu “gösterileri” alanı çevreleyerek izleyebilmesi hedefiyle inşa edilmiş. Köleler ve mahkumlar tarafından bir amfi tiyatro biçiminde inşa edilen yapı yaklaşık 50.000 kişiyi ağırlayabilecek bir büyüklükte. (Tarihçiler insanların çok yüksek ihtimalle son derece sıkışmış bir halde oturduklarını tahmin ediyor) Tabi böyle bir dönemde “Ricardo gel erken gidelim de en önden yer kapalım” gibi bir muhabbet olmadığını da tahmin ediyorsunuzdur, zira toplumun Kolezyum’daki oturma dağılımı da mensubu oldukları sınıfa göre belirleniyordu.

Yüreğinize su serpelim: Yaygın efsanenin tam tersine, Kolezyum’da insanların aslanların önüne atılması gibi aşırı brutal bir durum yaşandığına dair herhangi bir kanıt yok. Uydurmayın, İlber Ortaylı ağzınızı kırar.

Manyakça bilgi: Eğer Kolezyum’un en ihtişamlı zamanlarında gladyatör olsaydınız, başınıza gelebilecek en iyi değil senaryo, yapının “batı kapısından” çıkmanız olacaktı, çünkü burası arenada hayatını kaybeden insanların ve hayvanların çıkarıldığı kapı olarak biliniyordu.

Manneken-Pis brüksel
4. Brüksel – Manneken Pis

Geldik en ayar olduğumuz şehir simgesi Manneken Pis, yani “işeyen çocuk” heykeline. Kendisini görünce yanlış yere geldiğimizi düşündüğümüz, 2-3 dakika bakındıktan sonra kendimizce Brüksel ile küçük çaplı bir kavgaya tutuştuğumuz, “ulan nasıl oldu da bu kadar ünlü oldu bu heykelcik” diye hayretler içerisinde kaldığımız Manneken Pis’in hikayesini keşfetmek bize de biraz olsun iyi geldi. En azından artık neden ünlü olduğunu biraz olsun anlayabiliyoruz. (hak verdiğimizden değil ya, neyse)

Aslına bakarsanız Manneken Pis ile alakalı pek çok efsane var, çoğunun uydurma olduğunu anlamak için bu konu da uzman olmak falan gerekmiyor, ancak yine de bir biçimde hakkında konuşulmasını sağlamış olduğu için başarılı olarak kabul edilebilirler. Bunlardan en yaygın olanı, savaş döneminde küçük bir çocuğun şehri kuşatan askerlerin attığı büyük bombalardan birinin üzerine işeyerek şehri kurtarmış ve bu nedenle şehre heykelinin dikilmiş olduğu. Ne kadar doğrudur bilemiyoruz (tabi ki doğru değil) ancak halk buna inanmayı sevdiği gibi, heykele her yıl senenin farklı dönemlerde farklı giysiler giydiriliyor ve giysileri şehir müzesinde sergileniyor.

Dalga geçmelik bilgi:Bulunduğu noktaya yerleştirildiğinden beri Manneken Pis bol bol çalınıyor. Şu anda gidip göreceğiniz versiyonu ise hâlbuki bir replika, ancak onu bile sık sık çalıyor ya da kırıyorlar. Ayıp ile komik arasındaki ince çizgide kaldık, gülmeden edemeyeceğiz. (Valla biz yapmadık)

berlin duvarı
5. Berlin – Berlin Duvarı

Berlin’e ayak basan her bireyde karmaşık duygular yaratan Berlin Duvarı, Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmalarını önlemek için 1961 senesinde inşa edilmeye başlandı. “Utanç duvarı” olarak anılmasının çok daha yerinde bir karar olduğu Berliner Mauer, nerdeyse dün diye tabir edilebilecek 1989 senesindeki yıkılış tarihine kadar orada kalmayı başardı ve pek çok hüzünlü hikayenin de kaynağı oldu. Aslında basit bir tel örgü çekilmesiyle başlayan süreç, bu tel örgülerin duvara çevrilmesi, ardından duvarın doğu tarafından batıya kaçmaya çalışmakta olan kişilerin daha kolay görülebilmesi için beyaza boyanması ve gözlem kulelerinin çoğaltılmasıyla daha da sıkı bir hale geldi. Süreç boyunca yaklaşık 5000 kişi bunca önleme rağmen duvarın diğer tarafına tüneller kazarak, bavulların içerisine girerek ya da bagajların içerisine saklanarak geçmeyi başarsa da, 200’ün üstünde insan da geçmeye çalışırken hayatını kaybetti.

Gezginlere yararlı bilgi: Günümüzde duvarın 1,3 km’lik bir bölümü

“East Side Gallery” adı altında, üzerinde çeşitli sanatçıların çalışmalarının bulunduğu bir alan olarak ziyaret edilebiliyor, kesinlikle kaçırmayın!

6. Kopenhag – Küçük Deniz Kızı Heykeli

kopenhag deniz kızı heykeli
İşte Manneken Pis ile kapışacak bir diğer “bu muymuş yani” sembolü daha. En azından adında “küçük” olduğunu söyleyerek hayal kırıklığı derecemizi biraz daha aza indirgiyorlar, onun için kendilerine bir teşekkürü borç biliriz. Tabi ki küçük olan her şeyi beğenmiyor değiliz (hayır manidar espri yapmıyoruz), ancak bunlar da bu kadar ikonik hale gelmek için biraz komik kalıyor sanki. Yine de Manneken Pis’e göre çok daha estetik bir heykel olduğunu kabul etmek gerekmektedir, orası ayrı.

Küçük deniz kızı heykelinin hikayesine gelecek olursak: Carl Jacobsen, Kopenhag’da bulunan Royal Danish Theatre’da bir bale gösterisi izliyor ve gösteriden çok etkileniyor. Söz konusu heykelin yapılması için bir girişimde bulunmaya karar veriyor ve balerin Ellen Price’tan bu heykel için modellik yapmasını rica ediyor. Ellen Price sanat için soyunmayı kabul edecek, sizin bildiğiniz kızlardan olmadığı için bu öneriyi kabul etmeyince, Ellen Price’tan esinlenilmesine rağmen nü model olarak heykeltıraş Edvard Eriksen’ın eşi model alınıyor. Sonradan ortaya türlü efsane çıkar ve bunlardan en yaygını küçük denizkızının karada yaşayan bir prense aşık olduğu ve bu nedenle ona en yakın olabileceği noktada oturduğu söylenir durur.

Sizi küçük sürprizlerle şaşırtalım: Heykel üzerinde bulunduğu kayaya yerleştirildiği günden beri defalarca saldırıya uğramış. Kafası kesilmiş, kolu koparılmış hatta protesto amaçlı üzerine çarşaf bile örtülmüş. İnsanları anlamak zor tabi.

londra big ben
7. Londra – Big Ben Saat Kulesi

Daha Londra’nın L’sini söylediğimizde gözünüzde canlanan görüntünün içerisinde Big Ben’in olduğuna adımız gibi eminiz. O zaman bu ikonik simgeden de bahsetmeden geçmek olmazdı diyerek konuya girelim.

Bu noktada önce yanlış bilinen bir gerçeği düzeltmeyi görev biliriz! Çoğumuz Big Ben’i saat kulesinin adı olarak bilsek de, hâlbuki Big Ben kulenin büyük çanına verilen isim, fakat zaman içerisinde halk arasında komple kule için kullanılmakta olan isme dönüşmüş. Kulenin orijinal adı Elizabeth Tower. (Zaten bıraksak İngiltere’deki her şeyin adını Elizabeth koyacaklar) Westminster Sarayı 1830’lu senelerde çıkan bir yangın sonucu zarar gördüğünde, hatta nerdeyse yerle bir olduğunda, yeni binaya daha ihtişamlı ve ilgi çekici olması hedefiyle bir saat kulesi eklenmesinin daha iyi olacağını düşünmüşler. Muhtemelen bu kadar da ilgi çekeceğini düşünmemişlerdi tabi.

Çılgın bir bilgi daha: Londra’nın en ünlü saati olmak kolay değil. Bu yüzden her sene saatle ilgili ayarlamaların yapıldığı dönemde oldukça ciddi bir sürece girildiği gibi, sarayın içinde bulunan tam 2000 adet saat de teker teker Big Ben’e göre ayarlanıyor.

Basın gidin dedirtecek bilgi: Big Ben Saat Kulesi’nin dışından 58 tane fotoğraf çekebilirsiniz, ancak İngiliz vatandaşı değilseniz içini gezdirmiyorlarmış. YOK YA.

sidney opera binası
8. Sidney – Opera Binası

Biz AKM neden kapandı, neden açılamadı aşamalarını henüz (!) atlatamamışken, senede yaklaşın 3000 etkinliğe ev sahipliği yaparak aklımızı alan Sidney Opera Binası, hâlbuki öyle çok da çılgın bir hikayeye sahip değil. Dünyaca ünlü binanın mimarı Jorn Utzon, bu projenin mimari olarak seçilmeden önce 3 juri tarafından geri çevrilmesine rağmen, 4. Jurinin kararı ile 232 diğer yarışmacı arasından sıyrılmayı başarmış ve muhtemelen yaşamının en önemli projesine imza atmış. (Eminiz bu işi sadece 5000 Pound’a yaptığına pişman olmuştur.) Normalde 4,1 milyon pound’a inşa edilmesi planlanırken proje sonunda toplam bütçe yaklaşık 60 milyon pound’u bulunca işler Jorn Bey için biraz karışsa da, yapının Unesco Dünya Mirası listesine de dahil olması ve senede ortalama 2 milyon kişinin etkinliklere seyirci olarak katılmasıyla, herkezin gönlünü almayı başarmıştır diye tahmin ediyoruz.

Kıskançlıktan öldüren bilgi: Queen, tam 4 kez Sidney Opera Binası’nda sahne almış. Sidney’i göremediğimize mi yanalım, Queen’i kaçırdığımıza mı üzülelim biz de şaşırdık.

Dünyadaki kaynakları kimin tükettiğini bulduk: Binanın tam 1000 odası var ve yılda 15.000 ampul değiştiriliyor.

Pisa Kulesi İtalya
9. Pisa – Pisa Kulesi

Halini görünce insanı bir gülme tutan, turistlerin saçma sapan ittirmeli pozlarına maruz kalmaktan neye yaradığını bile kimsenin bilmediği Pisa Kulesi’nin hikayesi de tahmin ettiğiniz üzere biraz gülünç. Normalde tabi ki dik olması hedeflenerek 1173 senesinde inşa edilmeye başlanan kule, 3. Katı inşa edilirken, esrarengiz bir biçimde eğilmeye başlamış çünkü kulenin üzerine inşa edilmekte olduğu toprağın bu yapının ayakta kalabilmesi için elverişsiz olduğu ortaya çıkmış. Fakat bu onları durdurmak için yeteri kadar geçerli bir sebep olmamış. Savaş sebebiyle bir süre ara verildikten sonra (yaklaşık 100 yıl kadar) inşaata tekrar başlamışlar. Ancak toparlamaya çalıştıkça işler iyice saçma bir hal almış ve kule günümüzdeki “yamuk” görüntüsüne kavuşmuş. Aslına bakarsanız normalde pek de ilgi çekmeyecek bir şehrin günümüzde ciddi bir turist popülasyonunu kendisine çekiyor olmasının ana nedeni olduğu için, bilinçli bir biçimde yapmamış olsalar da, pek çok perspektiften mimarlarını tebrik etmek gerekmektedir.

Battıkça batıyorlar: Zemin nedeniyle Pisa Kulesi’nin eğilip bükülmesi bir yana, yanındaki katedral ve vaftizhane de yavaş yavaş batmaya başlamış. Bakalım bundan yüzyıllar sonra ne olacak?

Güvenli mi? Pisa Kulesi 90’lı yıllarda bir süre tadilat için kapatılmış ve sağlamlaştırılmış. Dolayısıyla içine girmenin güvenli olduğu söyleniyor. Ancak biz yine de sorumluluk kabul etmiyoruz. Sonra OitheBlog girin dedi girdik, yazıklar olsun size demeyin.

tac mahal
10. Agra/Hindistan – Tac Mahal

Hindistan’ın en ünlü yapısı Tac Mahal’ın hikayesini seveceksiniz, çünkü son derece masalsı bir havası var. O dönemki imparatorluğun hükümdarı olan Şah Cihan, üçüncü ama en sevdiği karısı (ne kadar ince bir adam) olan Mümtaz Mahal’ı 14. çocuklarını doğurduktan sonra kaybeder. Karısını kaybedince uzun süre yas tutan Şah Cihan, sonunda onun adına heybetli bir anıt yaptırmaya ve anısını sonsuza kadar yaşatmaya karar verir. İnşasına 1632 senesinde başlanan Tac Mahal’ın yapılması yaklaşık 20 yıl sürer, yapımında 20.000’e yakın işçi çalışır ve binayı oluşturan taşların taşınabilmesi için binlerce fil kullanılır. İşin kötüsü bu hüzünlü hikaye, burda kalmıyor, çünkü Şah Cihan, bir süre sonra hastalanıyor, yerine geçmek isteyen oğlu ise bu durumdan faydalanarak babasını hapse attırıyor. Ölene dek hapiste kalan Şah Cihan’ın hapis tutulduğu yerden dışarı bakınca ise karısı için yaptırdığı Tac Mahal görünüyor. Hikayeden çıkarılacak sonuç: 3 kadın ile evlenmeyin.

Çevreci bilgi: Günümüzde, senede 3 milyona yakın kişi tarafından ziyaret edilen Tac Mahal’in dışı beyaz mermerden yapıldığı için civarındaki fabrikaların yarattığı hava kirliliği binanın olumsuz yönde etkilenmesine neden olunca, konu hakkında pek çok kampanya başlatılılır ve binayı koruma hedefiyle pek çok fabrika kapatılır.

İster inan ister inanma bilgisi: Rivayete göre Şah Cihan, Tac Mahal’in tam karşısına, aynı yapının siyah mermer ile yapılmış bir versiyonunu inşa ettirmek istemiş, ancak oğlu ile olan çekişmesi bu yapının var olmasının önüne geçmiş.

st basil's katedrali moskova
11. Moskova – Aziz Vasil Katedrali 

Çoğumuzun Kremlin Sarayı ile karıştırdığı, soğana benzeyen renkli kubbeleriyle ünlü, rengarenk ve bir kilise için lüzumsuz tatlılıktaki Aziz Vasil Katedrali, özelden genele doğru gidecek olursak Kızıl Meydan’ın, Moskova’nın hatta komple Rusya’nın en ünlü yapısı. Zaten güzelliği ve ihtişamı karşısında bu kadar ünlü bir hale gelmemesi oldukça anormal bir durum olurdu.

Daha ülkelerarası adı ile Saint Basil’s Cathedral, dengesiz kişiliği ile nam salmış “Korkunç İvan” tarafından Rusya’nın kazandığı zaferleri kutlama amaçlı yaptırılıyor. Hansel ve Gretel’den fırlamış görünümlü katedralin en ilgi çekici tarafı olan sekiz kubbesinin her birisi de, savaşlarda kazanılan sekiz ayrı zaferi temsil ediyor. İlk yapıldığı dönemlerde som altından olan kubbeler, 1670 senesinde farklı renklere boyanıyor, 1860 senesinde bu renkler daha da karmaşık bir hale getiriliyor ve bugünkü görüntülerini alıyorlar. Şu an bir müze olarak hizmet veriyor ve Kremlin Sarayı’nın hemen yanında ziyaret etmeniz için sizi bekliyor. (Size o Rusya biletini baktırtacağız)

Klişeye boğuyoruz: Katedralin İtalyan mimarı Barma’nın benzer güzellikte bir yapıyı başka bir noktaya daha yapamaması için Korkunç İvan tarafından gözlerinin oydurulduğu gibi bir efsane var. Ancak bu efsane dünyanın her ülkesindeki her güzel yapının mimarı için söylenip durduğuna göre, galiba o aralar akım haline gelmiş bir efsane şekli-imiş.

çin seddi
12. Çin Seddi

6000 küsür km uzunluğu ile var olan en enteresan ve en ünlü savunma duvarlarından biri olan Çin Seddi tahmin edebileceğiniz üzere dünyanın en uzun savunma duvarı olma özelliğini de taşıyor. Bilinenin tam tersine, tarihçilere göre Çin Seddi’ni tek bir duvar olarak değil, 2000 sene boyunca sistematik olarak yapılmış ve birleştirilmiş pek çok duvar olarak değerlendirmek gerekmektedir. Peki nasıl oldu da iş bu noktaya geldi diyecek olursanız, hâlbuki olay M.Ö. sekiz. Yüzyılda Çin’de bulunan 7 krallığın arasında geçen savaşa kadar dayanıyor. Savaş süresinde krallıklar kendilerini korumak adına topraklarının etrafını duvarlar ile çevirmeye başlıyorlar. Fakat tüm bu savaş sürecinin neticesinde Qin Krallığı tüm diğer krallıklara karşı zafer kazanmayı başararak Çin İmparatorluğu’nu kurunca ülkenin başındaki Qin Shi Huang, sınırları genişlemiş olan imparatorluğun kuzey bölümüne de bir duvar örülmesi emrini veriyor ve süreç bu şekilde başlıyor. Genel olarak bakıldığında duvarın örülmesinde tüm bu yılları kapsayan süreçte 1.000.000’a yakın işçi çalışmakta olduğu ve 300.000’e yakın işçinin de inşa sırasında hayatını kaybettiği söyleniyor. Bunca çaba başarılı oluyor mu diye soracak olursanız, hayır, özellikle Moğolları ülke sınırlarından uzak tutmakta son derece zorluk çekiliyor. Özellikle Cengiz Han gibi bir adam devreye girince, bu sefer Çin İmparatorluğu, kuzey duvarını daha da güçlendirme kararı alıyor ve uzadıkça uzuyor. Günümüzde en iyi korunabilmiş ve en fazla ziyaret edilen kısmı ise Ming Hanedanlığı’ndan kalan bölüm.

Ürkütücü bilgi: Çin Seddi’nin yapımında kullanılan harçta insan kemikleri kullanılabildiği gibi manyakça bir söylenti olsa da, bu hâlbuki yapım aşaması sırasında hayatını kaybetmiş olan işçilerin duvar yakınına gömülmüş olmasının abartılmış halidir.

Bir yanlışı düzeltelim: Hayır, Çin Seddi Ay’dan bakınca görünmüyor, bu mümkün değil. (Evet biz de inanmak istiyorduk)

hollywood land
13. Los Angeles – Hollywood Yazısı

Meşhur Hollywood Sign bu günlerini görmeden önce, 1900’lerin başlarında, çiftçilerin, kovboyların ve yerel toplumun yaşadığı “buralar eskiden dutluktu” muhabbetinin kolaylıkla çevrilebileceği türden bir yerdi. Fakat zamanla bölgenin olumlu hava koşulları ve çekim yapmaya/stüdyo kurmaya elverişli alanlara sahip olması sebebiyle ağır ağır stüdyoların dikkatini çekmeye başladı ve 20’li senelerden itibaren bu işlerin merkezi haline geldi. Kasaba görünümündeki kentin yerini ışıklı tabelalar ve ihtişamlı binalar aldıkça, insanların buraya olan ilgisi de pek tabi tavan yaptı. Bu gelişim sürecinde bölgeye yatırım yapan gayrimenkul zenginlerinden birisi, “Hollywoodland” adlı emlak projesi için bir billboard, yani tabela yaptırmaya karar verir. Akabinde Büyük Buhran ve savaş gibi ciddi süreçler araya girince, söz konusu firma batar ve Hollywood Land tabelası da kaderine terk edilir. Yine de tabelanın senelerdir orada var olması, onun ikonik bir hale gelmesini sağlamayı başarmıştır ve onu yaptıran firma ile özdeşleştirilmeden, şehrin bir simgesi haline dönüşür. Aslında yer yer bu ikonu pek sallamadıkları ve çürümeye bıraktıkları bile olmuş ancak eksik olmasın Playboy’un kurucusu Hugh Hefner gibi kişilerin desteği ile yenilenmiş. Canım benim demek tek derdi popo değil adamın.

Eğlenceli olmayan bilgi:1932 senesinde Peg Entwistle adlı Broadway oyuncusu, şansını denemek için Los Angeles’a taşınmış ve burda oyunculuk yapmaya başlamış ancak bir türlü istediği başarıyı yakalayamayınca aynı sene Hollywood tabelasının “H” harfinin üzerine çıkarak kendisini aşağı bırakmış ve hayatını kaybetmiş.

Eğlenceli olan bilgi:Tabelanın adeta çürümeye bırakıldığı önemsiz zamanlarında, Hollywood yazısı bazı şakacı arkadaşlar tarafından “Hollyweed” olarak değiştirilerek, Los Angeles’ta esrarın legal hale getirilmesi için küçük bir çaba gösterilmiş.


statue-of-jesus-in-rio-de-janeiro
14. Rio de Janeiro – Kurtarıcı İsa Heykeli 

Orijinal adı ile Cristo Redentor, Rio’ya ayak basan her insanın kesinlikle peşine düştüğü, dünyanın en ünlü heykellerinden ve dini sembollerinden biri. Oldukça ihtişamlı ve heybetli bir heykel olduğu için aslına bakarsanız çoğumuz tarafından dini bir sembol olarak değerlendirilmekten çok görsel ve sanatsal değeri sebebiyle ilgi çekiyor. Corcovado Dağı üstünde yükselen heykelin inşasına tam olarak 1922 senesinde konu hakkında bir yarışmanın yapılmasının ardından başlanmış ancak işin fikir babası 1850’li senelerde bu işi kafaya koymuş olan Fransız bir rahip olarak bilinmekte. Yarışmayı kazanan Heitor Da Silva Costa’nın önderliğinde 9-10 yıla yakın sürede tamamlanan ve kaidesiyle beraber 38 metre uzunluğuna erişen heykelin kollarını açmış bir biçimde tasvir edilmesi ise barışı ve İsa’nın herkesi kucakladığını temsil etmek amacıyla yapılmış.

Güldürdü: 2010 senesinde kimliği belirsiz bir kişi İsa heykelinin üzerine sprey boyayla bir şeyler karaladığı için ülke çapında aranmaya başladığı gibi, olay belediye başkanının televizyonda çıkıp “Onu bulacağız!” açıklamaları yapacağı kadar da büyümüş. Onlar kızmış ama, biz güldük.

Korkuttu: Kurtarıcı İsa Heykeli’ne, daha önce birkaç kez yıldırım düşmüş. Bunlardan en yakın zamanda gerçekleşeni İsa’nın 2 parmağının kopmasına neden olmuş. Buradan kendine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

keops piramidi ve sfenks
15. Gize/Mısır – Keops Piramidi

Size piramitlerin tarihi çok da başarılı anlatamayabiliriz, kimsenin sırrını çözemediği şeyi bizim çözmüş olmamızı bekleyeceğinizi de sanmıyoruz. Ancak şu güne dek çözülebilen ve bilinen kısımlarını şöyle bir özet geçmeyi deneyeceğiz.

Mısır’ın Gize kentinde bulunan üç büyük piramidin en eskisi ve en büyüğü olan Keops Piramidi hâlbuki Kral Khufu için bir anıt mezar olarak inşa edilmiş. Günümüzde 152 metre yüksekliğinde olmasına karşın 9 metre kadarını erozyon sebebiyle kaybettiği söyleniyor. 4000 yıl kadar dünyanın en yüksek yapısı olma özelliğini taşıyan ve 2,3 milyon kireç taşındanan oluşan piramidin yapımı M.Ö 2540 dolayında başlamış ve tahminlere göre 23 yıl kadar sürmüş. Taşların nasıl taşındığı, nasıl yerleştirildiği ve genelde bu yapının nasıl oluşturulduğu konusunda pek çok hipotez olsa da, henüz gizemini koruyor.

Ağızları açık bırakan bilgi: Keops Piramidi’nin taşları kullanılarak, nerdeyse 30 tane Empire State binası inşa edilebiliyor. Sırf bu nedenden bile “bu adamlar bu işi o dönemde nasıl başarmış yahu?” sorusunu 80 kez sorasımız geliyor.

Turistlere bilgi: Büyük Gize Sfenks’i de tam olarak bu bölgede bulunuyor ve Sfenks’in yüzünün Khufu’nun oğlu Kefren’den esinlenilerek yaratıldığı tahmin ediliyor.

Not: Tahmin edersiniz ki bu yazıyı çeşitli kaynaklardan araştırma yaparak hazırladık. Doğru olmadığını düşündüğünüz bir bilgi içeriyor olabilir, ancak her eseri pek çok farklı kaynaktan bakıp en doğru olanını yazının içerisine eklemeye çalıştığımızı bilin istedik.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz