Ayrılık işaretleri: İlişkiye en çok zarar veren yanlışlar

0
135
Görüntüleme

Bir ilişkinin bitip bitmediği nasıl anlaşılır? İlişkilere en fazla zarar veren yanlışlar neler? Çok merak edilen bu soruların yanıtlarını Formsanté arşivinden derledik:

Her ilişkide inişli çıkışlı dönemler olabilir. Önemli olan, yaşanan sorunlarda geri dönüşü olmayan sözler ve hareketlerle, belki de incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerden bir birlikteliğin bitmesine yol açmamak…

Çiftler terapiye başvurduğunda en sık duyulan cümleler “Eşimle eskisi kadar çok vakit geçirmiyoruz”, “Birlikte hiçbir şey paylaşmıyoruz”, “Aynı evde iki yabancı olduk”, “Cinsel hayatımız çok kötü”, “Sanki beni hiç duymuyor, ne söylesem ona ulaşamıyor gibi hissediyorum”, “Tek ortak noktamız çocuklar oldu. Baş başa hiçbir şey yapmıyoruz”, “Çok fazla tartışıyoruz ve hiçbir şekilde uzlaşamıyoruz” “Eşim çok değişti, artık benimle hiç ilgilenmiyor” oluyor.

Ancak ne olursa olsun bunların hiçbiri tek başına ilişkinin bittiğini veya biteceğini göstermek için yeterli olmuyor. Bu olumsuzlukların bazıları ilişki üstünde yıkıcı etkiye sahip olabilse de, bazıları sanıldığı kadar olumsuz etki etmiyor.

Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Psikolog, Çift ve Aile Terapisti İnci Canoğulları, bu tür konularda önemli yapmış olduğu çalışmalar bulunan John Gottman’ın ilişki laboratuvarında yapmış olduğu araştırmalar sonucu, tartışan bir çifti 10 dakika gözlemleyerek boşanıp boşanmayacaklarını tahmin edebileceğini söylüyor. Hem de % 91 doğru oranda! Peki bu mümkün mü?

SUÇLAMA *
“Sen daima…” veya “Sen hiçbir zaman…” diye başlayan cümleler şikayet değil, suçlama içeriyor. Şikayet ve suçlama arasındaki fark büyük önem taşıyor. Bu sebeple tartışmalarda ikisini ayırmak gerekmektedir. Şikayet şu biçimde olabilir: “Akşamları eve geldiğimizde benimle konuşmaman beni çok üzüyor.”

Bu cümle karşımızdaki kişi ile alakalı herhangi bir suçlama içermiyor. Ancak suçlama içeren cümleler, problemi konuşmak için sert bir başlangıç oluyor. Negatif duygular uyandırarak karşımızdaki kişinin öfkelenmesine yol açıyor. Suçlama doğal olarak savunmayı doğuruyor. Partnerinizi suçlamaya başladığınızda ise o da kendisini savunmaya başlıyor.

SAVUNMA *
Herhangi bir saldırıya maruz kaldığında kişi kendisini savunmaya başlıyor. Bunu da yapmış olduğu hatayı kabul etmeyerek, tam tersine karşısındaki kişinin, bu hatayı yapmasına engel olmadığı için onu suçlayarak yapıyor. Bu durum, karşı tarafın da kendisini savunmasına yol açıyor. Yaşananların sorunun çözümlenmesine hiçbir şekilde katkısı olmadığı gibi, içinde bulunulan durumu daha da kötüleştiriyor.

AŞAĞILAMA – HOR GÖRME *
Bu durum, tartışmalar sırasında karşımızdaki kişi ile dalga geçme, alay etme, küçük düşürme gibi sözler ve bunlara uygun beden hareketlerini içeriyor. Ayrıca gözleri devirme, küçümseyerek bakma gibi bazı mimikler içinde bulunulan durumu daha da kötüleştiriyor.

Hal böyle olunca aşağılandığını, küçük düşürüldüğünü düşünen taraf için problemle ilgili konuşmak ve çözüm aramak imkansız hale geliyor. Bu durumda ya ortamı terk ediyor veya iletişimi kesiyor. Boşanmanın en önemli belirleyicisi de bu oluyor. Mutlu evliliklerde aşağılama veya hor görmenin neredeyse sıfır olduğu biliniyor.

“İster kadın ister erkek olsun, konuşmayı yapan kişinin partnerini kırıcı, aşağılayıcı, gururunu incitici konuşmalardan kaçınması gerekmektedir.

Bunu e-posta, kısa mesaj gibi yollar yerine yüz yüze yapmak hem ilişkiye hem de karşımızdaki kişiye vermiş olduğumuz değeri gösteriyor.”

İLK YEDİ YILA DİKKAT *
John Gottman ile Robert Levenson tarafından yapılan ve 14 yıl süren araştırmanın sonuçlarına göre evliliklerinin ilk yedi senesinde boşanan çiftlerde suçlama, savunma, duvar örme ve aşağılama-hor görmeye daha fazla rastlanıyor.

İlerleyen senelerde ise ayrılan çiftler en çok duygusal olarak bir bağın olmaması, özellikle tartışma sırasında olumlu herhangi bir duygunun gösterilememesi sebebiyle boşanma kararı alıyor.

DUVAR ÖRME *
Bu durumda partnerlerden biri, daha çok da dinleyici olan taraf, iletişimi kesip, çoğu zaman da ortamı terk ediyor. Karşımızdaki kişiyi gerçekten dinlediğimizde bunu beden dilimizle, yüz ifadelerimizle ve vermiş olduğumuz tepkilerle belli ediyoruz. Ancak duvar ören taraf bunlardan hiçbirini yapmıyor.

Gottman’a göre erkekler bunu kadınlardan daha fazla yapıyor ve oran % 85’i bulunuyor. Bu %n Gottman bunu yapanın bir kadın olması durumunda yaşanılan durumun boşanmanın habercisi olabildiğini belirtiyor. Erkek duvar ördüğünde bu durum kadın için çok üzücü oluyor ve konuyu uzatma eğilimini artırıyor. Dolayısıyla erkek bu davranışı konuyu bitirmek için yapsa da sonuçta aksine dönüyor.

SONRADAN FARK EDİLMİYOR *
Bazı çiftlerde “Mahşerin Dört Atlısı” olarak isimlendirilen davranışların hiçbirine rastlanmıyor. Uzman Psikolog Canoğulları, eşlerin bir uzmana başvurduğunda her şeyin yolunda olduğunu belirttiklerini söyleyerek, “Tam da bu nedenden ötürü neden çift terapisine geldiklerini kendileri de tam olarak bilemiyor. Dolayısıyla burda herhangi bir olumsuzluk olmaması, problem yokmuş gibi davranmaya yol açabiliyor. Ancak bir sorun olması için muhakkak olumsuzluk yaşanması gerekmiyor.

İlişkide pozitif bir duygunun eksikliği de problem yaratabiliyor. Bu, çiftlerin arasında herhangi bir duygusal bağın olmaması manasına geliyor. Söz konusu gruba dahil olan çiftler birbiriyle şakalaşmıyor, espri yapmıyor, herhangi bir sevgi ve şefkat göstermiyor, hatta birinin diğerine ilgisi dahi kalmıyor” diyor.

DEPRESYONA YOL AÇABİLİYOR *
Uzman Psikolog Canoğulları, danışanlarından edindiği deneyimlere göre ilişkilerinde mutsuz olan ve problemlerini konuşamayan çiftlerin çoğu zaman kendilerini kapana kısılmış, boğulacak gibi çaresiz hissettiğini belirterek, “Bazı kişiler bu durumda uzaklaşmayı tercih edebiliyor. Bu durumda duvar örüp, partneriyle iletişimi kestiğinde yaşanılanlar karşı tarafın öfkelenmesine ve en ufak bir şeyde bile öfke patlaması yaşamasına sebep olabiliyor.

Alan Teo ve arkadaşları tarafından yaşları 25-75 arasında değişen, yaklaşık beş bin kişi ile yapılan ve 10 sene boyunca takipleri süren bir araştırmanın sonuçlarına göre; kişinin eşi, ailesi veya arkadaşları ile olan ilişkisinin kalitesi gelecekte depresyon yaşama ihtimalini belirliyor. Araştırmada, ilişkilerini pozitif ve destekleyici olarak değerlendiren 15 kişiden yalnızca birinin 10 yıl içinde depresyon yaşadığı; ilişkilerini zayıf ve düşük nitelikli olarak değerlendiren kişilerde ise aynı durumun yedide bir oranında olduğu görüldüğü ortaya konuyor” diyor.

YAŞAYANLAR ANLATIYOR

Ayrılmak istiyor ama…

“Sekiz senelik ilişkimin ardından, beş ay gibi kısa bir sürede onunla evlenmeye karar verdik.
İlk vakitler her şey çok güzel gidiyordu. Eksik kalan flört evremizi evliyken yaşadık desem yalan olmaz. Romantik yemekler, seyahatler, hediyeler derken kendimi peri masalında gibi hissetmeye başladım. Ama bir süre sonra o romantik adam gitti, yerine her yaptığıma söylenen, kimi zaman benimle hiç konuşmayan, bazı akşamlar da eve uğramayan biri geldi. Neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyor ama bir türlü istediğim cevapları alamıyordum. Adeta onunla arama duvar ördü. Yaklaşık 4 ay böyle devam ettikten sonra bir akşam telefon konuşmasını duydum. Duydum diyorum çünkü uyuyordum ve tam o sırada su içmek için uyandım. Duyduklarıma inanamadım. Meğer eşim de benim gibi çok uzun süren ilişkisini bir inat uğruna bitirmiş. Benimle tanıştıktan sonra da birlikteliğimizin evliliğe gitmesi onu mutlu etmiş. Fakat bir süredir eski sevgilisiyle yeniden görüşmeye başlamış ve bunu bana söyleyemediği için bezdirme taktiğiyle benden ayrılmaya çalışıyormuş. Ama ona bu zevki tattırmayacağım. Ne yaparsa yapsın, ancak ben istersem ondan ayrılacağım. Dürüst olsa bunu yapmazdım ama artık dizginler benim elimde…” Buket D.

Buzdağının görünmeyen yüzü…

“Eşimle çift terapisine gidiyoruz. Aslında neden gittiğimizi ilk vakitlerda biz de bilmiyorduk. Çünkü görünürde hiçbir problemimiz yoktu. Hatta bize bunu öneren arkadaşıma da epey çıkışmıştım, herkesi kendin gibi zannediyorsun diye. Meğer bir bildiği varmış! Biz dışarıdan çok mutlu ve uyumlu görünen bir çiftiz. Arkadaş çevremizin örnek göstereceği türden…

Ama terapistimizle görüşmeye başladıkça esasında birbirimize rol yaptığımızı, çok fazla problemimiz olduğunu fark ettik. Üçüncü seanstan çıkıp eve döndüğümüzde öyle bir kavga ettik ki ben birkaç gün evi terk ettim. Ciddi ciddi ayrılmayı düşünerek, bir avukatla dahi görüştüm. Sonrasında ilişkimize bir şans daha tanımaya karar verdik. Şimdilik her şey yolunda gözüküyor. Kucağımızdaki bomba patlamadan çözüm bulmuş olmaktan çok mutluyum.” Özlem T.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz